ABD Sanayi Devrimi

Amerika Birleşik Devletleri, Güney – Kuzey Savaşından sonra kendini bütünüyle ekonomik gelişmeye vermişti. Avrupa’daki karışıklıklardan uzak oluşu ABD için büyük bir avantajdı. Savaşlarla ekonomisi ve insan gücü yıpranmamıştı. Sahip olduğu avantajlar Amerika’da Sanayi Devrimi başlangıcı için yeterli şartları oluşturuyordu. Atılım içinde olan kapitalist bir ülkeydi. XX. yüzyılın başında ABD, büyük endüstriyel gücüyle dünyanın en iyileri arasına girdi. Merkezi Avrupa olan tarım ekonomisinden onlardan önce çıkıp, kısa sürede ikinci sanayi devriminin dinamik ve etkili bir merkezi haline gelmişti.

Nüfusun hızla artışı (1910 yılında 92 milyondu, bunda Avrupa’dan ve Dogu’dan göçen insanların etkisi de vardı), topraklarındaki zengin kaynaklar -geniş bir şekilde yayılmış iç pazarlar- normalin üstüneki bir üretim ve uzmanlaşma gerektiriyordu. ABD dünyanın bu konuda en başarılı ve en yoğunlaşmış üreticisiydi. XX. yüzyıl başlarında ekonomik gücü yalnızca Büyük Britanya’nın iki katıydı. Demir-çelik sanayiindeki üretimi, Büyük Britanya ve Almanya’nın toplam demir-çelik üretiminden daha fazlaydı. 1913 yılında ABD dünya endüstrisinin yüzde 36’sını ele geçirdi ve Orta Amerika’daki artan yatırımlarla ve Asya ile karşılıklı alışverişin neticesinde dışarıya sermaye ihracına başladı.

ABD, ispanya ile 1898 yılında yaptığı savaşı kazanınca Karayipler’le, Filipinler’in kontrolünü de eline geçirdi (1905-1914) Panama Kanalı’nın inşasıyla iki okyanus üzerinde öncelik yolu da ABD’ye açılmış oldu; Roosevelt gibi (1901- 1909) aktif diplomasi uygulayan başkanla uluslararası bir güce ulaştı. ABD, demokrat başkan Wilson zamanında bile ekonomik kökenli emperyalizme başvurdu. ABD yavaş yavaş yaygın, geniş imparatorluk yönetimine, ki o sıralarda büyük Avrupa devletlerinin ruhuydu bu, katılmaya başlamıştı. Bu imparatorluklar Amerika’nın etkisine girmemek için kapalı kutu gibiydiler ama onlann bu genişliği topraktan çok ekonomik ve ticarî anlamdaydı. Franklin D. Roosevelt’in uyguladığı New Deal Politikası gelişimde önemli rol oynadı.

ABD Sanayi Devrimi

1900’deki “Açık Kapı” doktriniyle Washington, açık pazarı olan ama sömürgecilik içermeyen bir dünyaya katılmak istediğini açıkladı: liberal ilişkileri olan, rekabeti bol bir açık pazar istiyordu.

Bu pazar, hem eski koloni ülkelerinin kaynağından yararlanan, hem de parlak bir ışık veren kendi gelecek eğilimlerinden oluşmuş bir pazar olacaktı.

Makineleşmiş tarımsal üretim, ABD’nin ihtiyacı olan gıda maddelerinin üretimini sağlıyordu. Demir-çelik, demiryolu işletmeciliğinde, mekanikte, karbon ve petrol üretiminde, doğmakta olan elektromekanik endüstrisinde, kimyada büyük üreticiler, şirketler (ilk modern şirketin menajerlik sıfatı) iç pazara hâkimdiler ve büyük ağlar kurarak dışanya mal satıyorlardı, ileri derecedeki teknolojik araştırmalar, seri üretimler için makinelerin kurulması, modern bir dağıtım sistemi ve yenilikçi ve iyi bir finans sistemiyle ABD modern endüstriyel alanda başı çekiyordu. Tüketim toplumu nun ilk temelleri atılıyordu.

Amerikan toplumu büyük bir değişim içindeydi. Şimdi modem kent hayatı ve endüstrileşme ülkenin yeni karakterini oluşturuyordu. Bazı şehirler gerçekten metropol olmuştu. (New York’ta 1900 yılında 3,5 milyon kişi yaşıyordu, Chicago’nun nüfusu 1,7 milyondu) Zenginlerin, işadamlarının, fakir göçmenlerin, orta hallilerin yaşadığı yerlerdi buralar. İş anlaşmazlıkları çok sık oluyordu ve sert geçiyordu.

Ekonomik eşitsizlik; etnik, dinsel ve kök ayrılığı olanlarda daha açık görülüyordu. Yeni göçmenlerin sayısı 1880-1920 yıllan arasında yaklaşık 23 milyondu, bunun 9 milyonu son on yılda 1901-1910 yılları arasında ülkeye gelmişti; Orta Avrupa’dan veya güneyden gelen Yahudi veya Katoliklerdi. Hepsi orta sınıfın altındaydı ve Amerika’ya geldikleri zaman “Amerikalılaşma” yani kültür ve dil sorunu yaşıyorlardı. Ülkenin vatandaşı olmak için bir zorunluluktu bu. Ancak ABD bir süre sonra göçmenlerin gelişini kısıtladı ve her ülke için göçmen kotaları koydu. Güneyde ise daha tarımsal kesim vardı. Afrikalı Amerikalılar artık esir değildi ama onlara katı bir şekilde davranılıyor ve yalnız bırakılıyorlardı. Vahşice disipline edilmişlerdi ve politik haklardan faydalanamıyorlardı. Sık sık ekonomi ve politikayı yöneten beyazlann saldırısına uğruyorlardı.

Irkçılığın açıkça sınırlandırıldığı bir ortamda Amerikan politik sistemi de Avrupa’ya göre daha ileriydi. Üniversiteli beyaz gençler yüzyılın ilk on yılındaki değişik tartışmalardan sonra oy kullanma hakkını elde etmişlerdi. Kuvvetli kadın hareketleri kadınlara da oy kullanma hakkını kazandırmıştı. Ancak bu hak 1919 yılında elde edilebildi. Birinci Dünya Savaşı sonrası düzen de ABD lider pozisyon alıyordu.

ABD’nin iki büyük partisi olan, Cumhuriyetçiler ve Demokratlar, halka ait doğal kaynakların elit bir tabakanın yönetiminde olmasının protesto edildiğini görmüşlerdi ve bunların yönetimiyle ilgili bir değişiklik yapmaları gerektiğini anlamışlardı. Büyük şehirlerde ve metropollerde yeni yollar ve hijyen kuralları getirmişlerdi. Ümitle beklenen sosyal korunma ve işlerin düzenlenmesini ele almışlardı. Özellikle Roosevelt zamanında federal hükümetin yetkilerinin genişletilmesi çok önemli bir gelişmeydi. Bu yeni yetkiler doğrultusunda federal hükümetler tarımsal, toplumsal ve ekonomik alanlarda müdahalelerde bulundular. Birkaç endüstriyel ve finansal grubun elinde toplanan ekonomik güç, monopoller üzerinde yeni bir devlet kontrolünü teşvik ediyordu ve federal hükümet, finansal konularda daha kararlı olmasını gerektiren bir rol üstleniyordu.

Bir önceki yazımız olan Almanya’da Nazizmin Ortaya Çıkışı başlıklı makalemizde faşizm nedir, goebbels ve hitler hakkında bilgiler verilmektedir.

Arananlar

  • amerika sanayi
  • abd nin SANAYİSİ
  • amerikada sanayi

Kontrol Ediliyor

1929 Ekonomik Krizi

XX. yüzyılın başına kadar ABD’nin sanayileşmesi yabancı sermaye girişiyle desteklenmişti. Birinci Dünya Savaşı sonunda ABD …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir