Almanya’da Nazizmin Ortaya Çıkışı

Almanya’da siyasi ve toplumsal güçler arasındaki dengenin bozulması ve 1920’li yılların başında Alman ekonomisinin felce uğraması Nazizmin Ortaya Çıkışı nı ve Nazilerin iktidara gelişini hazırladı.

1950’lu yılların başında, işsizlik rekor seviyeye yükselmiş, devlet teşebbüslerinin zararları katlanarak artmış ve güvensizlik duygusu Weimar Cumhuriyeti’nin kurumlarını ve demokrasiyi giderek büyüyen bir küçümsemeyle algılayan halkın büyük bölümünü sarmıştı ve büyük şehirlerde şiddet olayları patlak verdi. Geleneksel buıjuva partileri çökerken, sosyal demokratların bekle gör politikalarıyla, komünistlerin harekete geçme politikaları arasında bölünen sol güçler, iç rekabet yüzünden zayıf düştüler. Eski askeri sınıf, Prusyalı aristokrasi, büyük sanayi ve parasal grupların yanı sıra krizden kötü etkilenen küçük işçiler ve küçük esnaflardan oluşan cumhuriyet karşıtları onu zayıflatmayı başardılar. Bütün bu güçlerin bir araya gelmesi Weimar Cumhuriyeti’nin sonunu getirdi. Seçim başarısıyla güçlenen Nasyonal Sosyalist Parti (oyları 1932 ile 1934 arasında, yüzde 18,3’ten yüzde 37,4’e yükseldi), sokaklarda üstünlüğü elinde tutuyor ve bunu bütün muhafazakar sağı ideolojik olarak bir araya getirecek bir güç olarak kullanıyordu. 1932 yılında yeniden başkan seçilen Mareşal Hindenburg, 30 ocak 1933’te Hitler’i başbakanlığa (şansölyeliğe) getirdi.

Böylece Birinci Dünya Savaşı ertesinde hassas siyasi, sosyal ve ekonomik dengelerin bozulmasının bir sonucu olarak, Weimar Cumhuriyetinin çöküş süreci başlamış oldu.

Almanya’da iktidar Führer’in ellerinde

Birinci Hitler Hükümeti’nde geleneksel muhafazakâr güçlerin geniş bir şekilde yer almasıyla, birkaç ay içinde getirilen yasal düzenlemelerle, anayasa resmen ilga edilmeden cumhuriyet kurumlarının içi boşaltıldı. Muhafazakârların Nasyonal Sosyalist Parti’nin yıkıcı potansiyelini kendi siyasi projelerinin hizmetine sokma çabası kısa bir sürede boşa çıktı.

Almanya’da Nazizmin Ortaya Çıkışı
Almanya’da Nazizmin Ortaya Çıkışı

28 şubat 1933’te Reichstag yangını Hitler’e anayasayı askıya alma ve bütün muhalif yapılanmaları ortadan kaldırma yetkisi verdi. “Devletin Korunması Kararnamesi” ile vatandaşların medenî ve siyasî hakları hissedilir bir şekilde kısıtlandı. 30 martta Hitler üyelerin çoğunluğunun ondan yana olduğu parlamentodan tam yetki aldı. Haziran ayında, Weimar Cumhuriyeti’nin bütün partileri ve sendikaları yasaklanmıştı. Nasyonal Sosyalist Parti tek otoriter politik güç olarak kaldı: böylece, devlet ve partiyi birleştiren prensip bir sonraki aralıkta yürürlüğe girdi. İktidarın Führer’in elleri arasındaki bu yoğunlaşması, Hindenburg’un ölümünden sonra (2 ağustos 1934) asıl amacına ulaştı. Hitler devlet ve hükümet başkanlığı görevlerini kendisinde topladı. Alman faşizmi tüm iktidarı ele geçiriyordu.

Aynı yıl Führer, Kısa adı SA olan Sturmabteilung (Savaş Kıtası) şeflerini, Nasyonal Sosyalist Parti’nin savaş karşıtı gruplarını, hüzünle hatırlanan “Uzun Bıçaklar Gecesi”nde devre dışı bırakarak iktidarını sağlamlaştırdı. Bu operasyon ona, bundan böyle III. Reich’in temellerinden birini oluşturacak olan ordunun desteğini kazandırdı. Bu sırada, polisin yeniden yapılanması, etkili ve güncel bir baskı aracının meydana gelmesini sağladı.

Nazizm ile toplumsal uzlaşma ve propaganda çarkı

Yeni rejim yıldırıcı uygulamalarla yetinmedi: Joseph Goebbels’in ustalığı ve becerisi, bu uygulamaları Nazizm’in totaliter değerler ruhunun yerleştirilmesine yönelik devasa bir propaganda çarkıyla donattı. Hedef, “üstün ırk” ideali adına sınıfsal karşıtlıkları aşan “saf ırk” özelliğiyle öne çıkan bir “ulusal topluluk” oluşturmaktı. Bu “topluluğa” dahil olma çağrısı, bunun dışında kalan herkesin tespit edilerek savaşılması gereken düşmanlar ilan edilmesiyle bir bakıma zorunlu hale geliyordu. Kendilerine suç yükletilen bu kişilerin başında, uzun bir şiddet dizisinin ve baskıcı uygulamaların kapılarını sonuna dek açan “Nürnberg Kanunu” ile (15 eylül 1935) Alman vatandaşlığından çıkarılan Yahudiler geliyordu.

“Ulusal birlik” kavramı aynı zamanda her türlü toplumsal çatışmanın ortadan kalkması anlamına da geliyordu. 10 mayıs 1933’te kurulan Çalışma Cephesi, bu kavramı en iyi dile getiren organdı. Resmen eşit bir seviyeye yerleştirilmiş olan girişimcilerle işçilerin kaynaşma vasıtası gibi gösterilen bu kavram, aslında bir silahlı savaş olasılığına karşı patronların çıkarlarını savunacak dinamik bir güç oluşturmak için uydurulmuş bir araçtan başka bir şey değildi. Nazi rejiminin ekonomi politikası, özellikle dört yıllık planın açıklanmasından sonra, önceliği silahlanmaya verdi ve işsizlikte net bir düşüş sağladı. Bu da halkın Nazizm’e daha çok bağlanmasına yol açtı. Aynı uzlaşma, kendi “yaşam alanı”nda Reich’ın hegemonyasını sağlamayı hedefleyen yayılmacı dış politikayı da korudu. Pek çok Alman küçük düşürülmelerinin öcünü almayı umut ediyor ve Versailles Antlaşmasıyla kurulan düzenin tepe taklak edilmesini bekliyordu.

Bir önceki yazımız olan Tüketim Toplumunun Ortaya Çıkışı başlıklı makalemizde alışveriş çılgınlığı, gelir dağılımı ve tüketim toplumu hakkında bilgiler verilmektedir.

Kontrol Ediliyor

1929 Ekonomik Krizi

XX. yüzyılın başına kadar ABD’nin sanayileşmesi yabancı sermaye girişiyle desteklenmişti. Birinci Dünya Savaşı sonunda ABD …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir