Yirminci Yüzyıl Başında Latin Amerika Ülkeleri

1900’lü yılların ikinci yarısından itibaren Latin Amerika, Amerika Birleşik Devletleri’ne ve Büyük Britanya’ya bağlı kalmadan bir gelişme gösterebildi. Geleneksel tarımdan pazar ekonomisine geçmeleri, yavaş yavaş büyüyen endüstri, demiryollarının yapımı, limanlar ve sosyal yaşantının modernleşmesi bu gelişmenin göstergeleriydi.

Bunların yanında Avrupa’dan gelen göçmenlerle beraber nüfusta hızlı bir artış meydana geliyordu ve yabancıların yatırımlarına açıktılar. Yalnız toprak sahiplerinin hâkimiyeti biraz oligarşik bir hava estiriyordu; gerçekte Avrupa’da doğmuş bir rejimdi, Kilise’ye, yabancı sermayeye bağlı, ayrıca yüksek vergi vermeye mecbur, çalışan kesimin fakirliğinin devam etmesiydi bu durum.

Yirminci Yüzyıl Başında Latin Amerika Ülkeleri
Yirminci Yüzyıl Başında Latin Amerika Ülkeleri

Latin Amerika toprak sahiplerinin toprakları eski biçimlerde işlemeleri toprağın yıpranmasına neden oluyordu. Gerçi dışarıya kauçuk, kahve, kakao, şeker ve tahıl ihraç ediyorlardı, bu şekilde dünya pazarında etkili bir konum elde ediyorlardı ama kriz riski devam ediyordu.

Latin Amerika’da kölelerin özgürlüğe kavuşması ancak 1850’li yıllarda mümkün oldu. Brezilya’da ise 1888 yılında. Politik hayat değişik kökten gelenlerin yönetimiyle belirgin bir özelliğe kavuşamamıştı, militarist eylemler ve hükümet darbesi de bu duruma etki ediyordu. Latin Amerika mozayiğinde en önemli olaylar politik ağırlıklıydı. Ayrıca, Meksika, Brezilya, Arjantin ve Şili’nin doğal kaynaklarının zenginlikleri de önemli etkenler arasındaydı.

Brezilya’da 1889 yılında bir devrimle cumhuriyete geçilmesiyle II. Don Pedro sürgüne yollandı. İki önemli yerin, kahve üreten San Paolo ile minarelleriyle ünlü Minas Gerais’ın hegemonyasıyla laik ve federal bir düzen vardı. Bu iki gücün sayesinde ülkede sabit bir yönetim bulunuyordu.

Arjantin’de politik sistem toprağa bağlıydı. Ekonominin en önemli kaynağını et ve tahıl oluşturuyordu. Şili’de liberal Jose Manuel Balmaceda’yla 1886 yılında karışık politik düzen yenilendi, ama 1891 yılında oligarşik düzeni gelmesiyle bu durum bozuldu. Demir gibi bir minerali zenginlerin eline verip, onların işlet¬mesini sağladılar, ayrıca finansal desteği İngilizler sağlıyordu.

Bütün ülkelerdeki gibi oligarşik ve diktatörlük sistem, solcuların savunduğu anarşist ve sosyalist düşüncenin tam tersiydi. Bu dunun yüzyılın ilk yirmi yılı devam etti.

Küba ise yeni yüzyıla Amerika Birleşik Devletleri’nin dikte ettiği başkanlık sistemini öngören bir anayasa ile girdi. ABD’nin gerekirse müdahale etme hakkı vardı. Küba tek ürünü olan şekeri ABD‘ye satıyordu. 1906’da patlak veren ayaklanmalar nedeniyle Küba ABD’nin işgaline uğradı.

Bir önceki yazımız olan Çin'de Yabancı Etkisi ve Japon Emperyalizmi başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Kontrol Ediliyor

Çin'de Yabancı Etkisi ve Japon Emperyalizmi

Çin’de Yabancı Etkisi ve Japon Emperyalizmi

Çin‘de yabancılar ülkenin hayati önem taşıyan ekonomik durumuna (maden, ticaret, demiryolu) hakimken, Çin çekinerek reformlar …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir