Yirminci Yüzyıl Başlarında Fransa

1870 yılında Fransa‘da III. Cumhuriyet dönemi yaşanırken, Avrupa hala kuvvetli bir krallık, imparatorlukla çevriliydi. Yüzyılın başlarında Yahudi asıllı kumandan Alfred Dreyfus casusluk suçuyla haksız yere cezalandırılmıştı. Bu olayla Fransa’da iki grup oluşmuştu. Olay, ünlü yazar Emile Zola‘nın 1898 yılında yazdığı Suçluyorum (J’accuse) adlı mektubuna konu olmuştu. Tarihe Dreyfüs Olayı olarak geçen bu tartışmalar Fransız gündemini uzun süre işgal etti. Yeni hükümet radikal Pierre Waldeck-Rousseau tarafından yönetilen, sosyalist Alexandre Millerand’ı da içine alan solcu bir koalisyondu. Başarısının gölgesinde, cumhuriyetçi bu adam, devlet ile Kilise arasındaki probleme göğüs germişti.

1902 yılında Barbakan Waldeck-Rousseau dine karşı olan uyumsuz eğilimleri nedeniyle görevinden çekildi, ama ondan sonra gden Emile Combes, Katolik Kilisesi’ne karşı aynı politikayı uyguladı.

1904 yılında Vatikan’la diplomatik ilişkilerin kopmasından bir yıl sonra, devlet ile din birbirinden ayrıldı. Ama etkin kurumsal alanda bu çizgi, sosyalistlerin sosyal reform taleplerini tatmin etmiyordu. 1905 yılında sosyalistler solcuların birliğini zedeleyerek, hükümetten desteklerini çektiler.

Yirminci Yüzyıl Başlarında Fransa
Yirminci Yüzyıl Başlarında
Fransa

1906-1911 yıllan arasında radikal Georges Clemenceau ve Sosyalist Parti’den transfer olan Aristide Briand hükümeti yönetti. İşçi Konfederasyonu tarafından sendikalara çözülmesi için söz verilen sıkıntıları baskı alanda tuttular ve sosyal yasalara tedbirli bir çerçeve içinde müdahale ettiler.

Yüzyılın ilk on yılında Fransa’da istikrarsız bir politika uygulandı. 1913 yılında muhafazakâr ve milliyetçiler tarafından cumhurbaşkanlığına Raymond Poincare seçildi. Onun gelmesiyle birlikte bir hamle yapıldı ve başkanı Jean Jaures olan işçi hareketlerine barışçı bir yolla ve asker kullanmadan karşı koydular.

1914 seçimleri, dolaylı artan gelir vergisinin ve iki yıldan üç yıla uzayan askerlik sebebiyle halkın protestolarıyla karşı karşıyaydı. Bu durum bir yıl önceki sonuçlan tersine çevirmişti. Hükümete sosyalist ve radikaller seçilmişti, hükümet başkanı sosyalist Rene Raphael Viviani idi. Aniden gelen sanayi gelişimi ve sömürgelerden Kongo ve Endonezya’nın sömürülmesi, Belçika ve Hollanda’yı zengin bir konuma getirmişti. Dinin değişik açıklamalarıyla yaratmış olduğu sosyal gerginlik, sağlam anayasal bir düzene oturtuldu.

Sosyal demokrat partiler demokratik sistemin sürekliliğini tehlikeye sokmadan Hıristiyan partilerle rekabet ediyorlardı; işçilerin sosyal demokrat ve Hıristiyan partilerle birleşmesi, üniversitede okuyan erkeklerin oy kullanma hakkının benimsenmesine kadar götürdü: Belçika’da 1893, Hollanda’da 1917.

Bir önceki yazımız olan New Deal Politikası Nedir? başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Kontrol Ediliyor

ABD Sanayi Devrimi

Amerika Birleşik Devletleri, Güney – Kuzey Savaşından sonra kendini bütünüyle ekonomik gelişmeye vermişti. Avrupa’daki karışıklıklardan …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir